SÜNNİLİK, VAHDET VE HİKMET ÜZERİNE KISA BİR MÜLAHAZA
Sünnilik, sünni olmayanlara düşmanlık üreten
bir okul değil zamanın akışı içinde olgunlaşa olgunlaşa; tüm görüşleri tartışıp kendince en doğrusunu
ortaya koymaya çalışan örnek bir okuldur, ufuktur. İçinde çeşitliliği olan
geniş bir yoldur.
Görüşlerinde, hassasiyetle isabet arayışı
sayesinde kendinden gayrı tüm damarlar içerisinde, zamanın yıpratıcılğından
ağır yaralar almadan, aksine zaman içinde daha da güçlenerek bugüne kadar gürül
gürül akıp gelen bir ırmak gibidir ehli sünnet..
Düşmanlık üreten değil tüm müslümanlarla
"birlikte yaşanabilecek vasat"ı yakalamaya çalışmış ve ‘en büyük
oranda’ muvaffak olmuş büyük bir fikri harekettir, Örnek bir ‘din yorumlama’
biçimidir ehli sünnet...
En güçlü yönü ilimdir; Yolu, Kur'an, sünneti
seniyye, icma ve kıyastır. Akıldır, görüştür, ictihattır. Bu yöntemleri
Allah'ın yardımıyla her dönemde yetiştirdiği alimlerle kullanmış; değişkenlerde
sürekli kendini geliştirerek yenilemiş büyük bir mezheptir...
İhtilaf, kavga, düşmanlık değil; “Rızayı Bari”
için “ahiret için” anlaşma, kardeşlik ve birlikte yaşama, dolayısıyla ‘vahdet’
daima dünyevi ‘esas amaç’ olmuştur bu mezhepte...
"Asl" olan budur.
"Arıza"lar çıkmıştır tarihte de bugünde de. Ne yazık ki zamanımızda niyeti, yöntemi, eylemi arızalanmış bazı topluluklar
malesef ehli sünneti temsil ediyorlarmış
gibi görüntü verme çabasındalar… Kendileri gibi olmayan, onlar gibi düşünmeyen
insanlara dair karmakarışık isimlerden oluşan listeler yayarak ehli sünnetin
sözde savunuculuğunu yapanlar var.
Hâlbuki bu toplulukların ehli sünnet ufkuyla bağları belki ancak pamuk ipliği kadardır.
Daracık görüşleriyle, hele hele ümmete,
dolayısıyla İslam'a dahi zarar verici
görüntüleri ve dilleriyle ehli sünnet gibi güçlü ve kapsayıcı bir ilim,
tefekkür ve usul yolunu asla temsil edemeyecekleri çok aşikar aslında.
Adını anarak yazıyı kirletemeyeceğim ırkçı,
ateist, katliamcı büyük şeytanın, Filistin cihadı bahanesiyle sünniler ve
şiilerle alakalı cümlelerini duyduktan sonra hâlâ gözlerini açmayanlar, şu günlerde, ancak araştırmacı ilim ehlinin
kendi aralarında ve fitneye sebep olmayacak şekilde konuşabilecekleri meseleler
arasından özellikle ihtilaflı konuları gündeme hararetli hararetli
getirenler, sünnilik üzerine bir iki
kaynak metin bile okumamışlardır diye tahmin ediyorum... Çünkü usul öğreten
kitapları okumak ve kendi başına anlamak zordur. Sağdan soldan birilerinden duymak sonra da
onu "tüm bilgi buymuş" gibi kullanıp oradan tavır geliştirmek kolay
geliyor insanımıza…Hele de siyasi politik tavırlar geliştirmek, bu tavırlara
eşdeğer fikirler(!) üretmek en kolayı. Günümüzde herkesin her konuda uzman
olduğu(!) gerçeği yine herkes tarafından bilinmiyor değil(!)
Bir hakikattir ki
“Uçlarda dolaşan toplumlar güçlü bile olsalar
uzun vadede yıkılmaya ezilmeye ve dağılmaya mahkumdurlar.” En olmadık zamanlarda kendileri gibi
düşünmeyen topluluklar hakkında acımasız cümleler kuranlar bunu mutlaka hesap
etmelidirler.
Zalimlerle bir olup masum halklara büyük
kötülükler yapanların başlarına neler geldiğini her dönemde görmek gerek.
Ne olursa olsun
İtham ve aşağılamak bir geleneğe dönüşmemeli
bizde. Firavun gibi ilahlık iddiasında
bulunan zorba bir kafire dahi yumuşak söz söyleme göreviyle muhatap olmuş Musa
(as)’ın kıssasını öğretileri arasına katan İslam'ın hududları çiğnenerek islama
ve insana hizmet edilemez. Müslümanlar kardeştir. Kendi aralarında suç
işleseler de kardeştir. Zalim de olsalar kardeştirler.
Zalim kardeşin eli tutulur, bir şekilde zulmü
engellenir ama asla ona kafir muamelesi yapılmaz, yapılamaz.
Ehli sünnetten öğrendiğim yol budur.
Başkalarının zalimce tavırları bizi ilgilendirmez.
Acaib tavırlarla, ahkam kesmelerle
müslümanları birbirine düşman eyleyecek söylemleri yayarak stratejik akıldan mahrum olduklarını besbell iedenlere ilk tavsiye edilecek şey, oturup bir iki tane siyer kitabıyla birlikte, özellikle hz. peygamberin(sav)in çevre kabilelerle, hatta saldırgan olmayan yahudi ve hristiyanlarla ilişkilerine dair okumalar yapmalarıdır.
Müslüman tarihinde “en güçlü olduğumuz
dönemlerde bile farklı milletlerden(dinlerden) toplulukları öyle ya da böyle
ama sonunda hoşnutlukla “siyaseten” de olsa ümmete dahil edebilmişiz.” Böyle
bir tarihin varisleri olarak, bugün abd ve İsrail'in saldırıları altındaki
İran'la ilgili sürekli aşağılayıcı propagandalar yapmak müslümanlığa da sığmaz
vicdana da… Bu türden propagandalar,
ümmeti bölüp parçalamaya sebep olacağı kadar yeryüzü şeytanlarının ve
temsilcilerinin yüzünü güldürür, hilekar ve aşağılık saldırganların ellerini
güçlendirir.
( Bizde “düşene vurulmaz.” O, zamanında vurmuş
olsa da düşene vurulmaz. Görülecek bir hesap varsa daha sonra görülür
örfümüzde, ertelenir yani… Aleni gavurun saldırısına uğramış topluluklar için
elimizden gelen yardımı yaparız, elimizden bir şey gelmiyorsa üzüntüler içinde
oturup dua ederiz kurtuluşları için.
Bazıları bir ihtimal yaptıklarının cezasını çekiyor olsalar bile onu
dillendirmek bize düşmez. Bu hususta aklımızdan geçene dahi tövbe ederiz
edebimizden. Suçları dile dolamak da suçtur diye düşünürüz. Dedikodularla
dilini kardeşlerinin kanına bulama
suçunun dahi ilahi cezasından korkarız zira.)
Fark edilmelidir ki;
Sünni gelenek, diğerlerine "uçlarda
yanlışlardasınız" derken bile kendisi uçlara savrulmayan bir gelenektir.
Gelecek bu gelenektedir... Bu “geleneği” yani “geleceği” çürütmeye kimsenin
hakkı yoktur.
“Zahir”in ötesinde “batınen” de Abd ve
İtraill'e ‘el ele, kol kola’dan öte “gönül gönüle adeta velayet bağları” kurup
”itirazsız, ama taat içinde” zalim kâfirlerin ardından yürüyen korkak
devletlerin korkak yöneticileri zaten bir utanç sebebi olarak gözlerimizin önünde. Bu hâl içindeyken kalkıp
bir de emperyalizmin açık saldırılarına maruz bırakılmaya çalışılan
müslümanlara karşı düşmanca söylemler üretip yaymak ağır bir vebal olacaktır
inancındayım… Zamanında kendi memleketlerinde Busch’a özel na’at’lar okuyup,
şairane cümlelerle onu adeta “uğruna ölünecek bir kahraman” olarak tanıtan;
merkezî islam coğrafyalarının başına “atanmış” ihanet şebekelerini hatırlayınca
“zahirin ötesinde batınen” derken ne demek istediğim anlaşılacaktır.
Yoksa İran'la ilgili bir çok müslümanın
söylenecek saklı cümleleri vardır elbette. Olmalıdır da. Bunu çok fazla insan
biliyor. Siyasilerin de var,
bürokratların, askerlerin, stratejistlerin, ilim ehlinin, olup bitenleri takip
eden halkın ve hasıl-ı kelam her görenin söyleyecek çok sözleriyle beraber
soracakları çok soruları da var elbette. Olmalıdır da. Kimse masum değil zira.
İran'ın büyük suçları olmuştur. Yaygın ama güçlü kanaate göre özellikle
Suriye'de dahi olmuştur. Gerçek nedir ne değildir mutlaka açığa çıkacaktır.
“Yalan da doğru da ortaya çıkmaya mahkumdur” Hiç bir sır, sır olarak kalmaz…
Zulümle de abad olunmaz…
Bununla beraber unutulmamalıdır ki
“Hikmet nedir?” sorusuna; “sözün uygun mekanda, uygun zamanda, uygun
muhataba, uygun adamlarca ve uygun lisanla söylenmesidir” yorumuyla cevap
verenler olmuştur bizde.
Uygunsuzluğun bu kadar üst üste geldiği
şartlarda, her şey çok uygunmuş gibi düşünmeden hareket etmek ne demek öyleyse?