AİLEYİ YENİDEN DÜŞÜNMEK
İnsanı konuşmak, büyük bir varlığa yakından bakmak gibidir.
Yakından bakmak, gözü kısarak görmeye çalışmaktır.
Görebilmek için göz merceğinin kendini ayarlayabileceği uygun bir mesafede bulunmamız gerekir.
Yakın körlüğü, tıbbi adıyla presbiyopi, ileri yaşa bağlı olarak göz merceğinin esnekliğini yitirmesi
sonucu yakındaki nesneleri ve yazıları net görememe durumudur. Yani, görmek için biraz geriden bakmak gerekir.
Fakat insanı konuşurken zımnen kendimizi konuşuyoruzdur. İnsanın kendine bakması ve
görmesi için de dışarıdan bakabilmesi gerekir. Peki, bu mümkün müdür?
Aynı şekilde insanın, içerisinde yaşadığı hayatı da tam olarak görebilmesi ve dahi anlayabilmesi için de dışarıdan bakmaya gereksinimi vardır.
Özetle, insanın kendini görebilmesi için de içerisinde yaşadığı hayatı fark edebilmesi için de üst bir referans noktasına ihtiyaç hisseder. İşte tam da bu noktada VAHİY, bizlere bu ÜST REFERANS NOKTASINI sunar. Zımnen ‘Gel buradan bak ve buradan gör!’ der.
Bu üst referans noktasının şekillendirdiği bir akıl ile Aile Mefhumunu yeniden düşünmeye ihtiyacımız var. Mefhum/FEHM kelimesinden gelir ve ANLAMAKTIR. Dolayısıyla mevzu, ailenin anlamını anlamayı düşünmektir.
Aile insanların yeryüzünde kurmuş olduğu İLK ve en KADİM BİRLİKTELİĞİN adıdır. Evet, aile insanın oluşturduğu ilk müessesedir.
Aile, eski değil KADİM bir kurumdur.Eski ve Kadim kelimeleri her ne kadar ikisi de zaman açısından geriye işaret etse de ANLAM, İZ DÜŞÜMÜ ve DEĞER bakımından büyük farklılıklara sahiptirler.
Eski, üzerinden çok zaman geçmiş (eski Türkçe ile) çoktan beri var olan demek olup; yeni kelimesinin zıddıdır. Bir yönü ile yıpranmış, eskimiş, hükmünü kaybetmiş, yürürlükten kalkmış ve devam etmeyen
anlamlarına gelir.
Kadim ise; geçmişi uzun zamanlara dayanan, başlangıcı geçmişin derinliklerine giden, öteden beri gelen ve de devam eden demektir. Daha köklüdür ve kıdem ifadesi deburadan gelir. Kıdemli olmak yürürlükten kalkmak anlamına gelmez.
Sonuç olarak eski, yeniye tercih edilmeyen, yürürlükte olmayan, devam etmeye iken; Kadim, kıdemli olan, derinleri çağrıştıran hepsinden de önemlisi devam eden demektir.
Buradan hareketle;
Aile, insanlık tarihinin ilk ve en eski kurumu, demiyoruz!
Aile; insanlık tarihinin ilk ve en kadim, en kıdemli, Hz. Âdem ve Hz. Havva ile başlayan, kutsal bir birlikteliğin adıdır, demeyi tercih ediyoruz.
Kadim ve Kutsal olan bu birlikteliği karşılıklı temliklerin söz konusu olduğu, bir şirket kuruyormuş gibi kuramayız. ‘Belediye Başkanının’ bana vermiş olduğu yetki ile sizleri karı-koca ilan ediyorum, diyerek sönük, ruhsuz ve seküler bir tarz ile aile müessesini başlatamayız.
Fıkhen olur mu? Olur. Ama fıkıh sadece fıkıhtan ibaret değildir. Fıkıh biraz da fehm etme ile alakalıdır, ince kavrayıştır. Meselenin künhüne inmektir. Kadim olan ile irtibat kurup yeni olanı üretmektir.
Onun için aileyi kurarken, gerçekleştirilen nikâh akdiyle ailenin bu manevi iklimine gölge düşüremeyiz. Resmi anlamda nikâh kıyabilme yetkisi müftülere de tanınırken aslında zımnen bu ulvi sözleşmeyi belediye işleri hüviyetinden, müftülük makamının seviyesine çıkarmak söz konusu iken; tam tersi olmuş, müftülük makamı belediye işleri ölçeğine indirgenmiştir.
Bir teklif ile bu ulvi birlikteliği şu sözler ile olması gereken zirveye taşımaya başlayabiliriz.
“BİZLERİ YOKTAN VAR EDEN RABBİMİZİN EMRİ,
BİZE BİZDEN EŞLER YARATAN ALLAH’IN KANUNU VE
BÜTÜN İNSANLIĞA RAHMET VE ÖRNEK OLARAK GÖNDERİLEN EFENDİMİZ
MUHAMMED MUSTAFA SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEMİN SÜNNETİ ÜZERİNE
MEVEDDET, RAHMET VE SADAKATLE BAĞLI KALMAK ÜZERE FATMA İLE MEHMET’İN OĞLUNA EŞ OLARAK NİKÂHLANMAYI KABUL ETTİN Mİ?”
(Söz konusu ifadeler eski diyanet işleri başkanımız Mehmet Görmez’e aittir.)
Önce gelinden başlayan ve sonra damada bu soruları yönelterek gerçekleşecek bir nikâh akdine ihtiyacımız var. Öncelik kadınındır, kadın tamam derse süreç başlar. Kadının evet demediği bir süreç başlatılamaz. Nikâhın bu manevi ve metafizik boyutlarına atıfta bulunmalı, nikâhın bu ilahi ve ruhi boyutlarını referans almalıyız.
Bütün insanlık, bütün dinler, bütün kültürler, bütün felsefeler, bütün ahlak sistemleri ailenin varlığında ve ailenin öneminde ittifak etmiş durumdadır.
Şeklinde ve Ruhunda ittifak etmeseler de Varlığında ve Aslında ittifak söz konusudur.
Bu zemini muhafaza ederek aileyi yeniden düşünmeye ihtiyacımız var.