ÖTEKİNİN TASFİYESİ
Geçenlerde bir kafeye girdiğimde hemen girişte;
"Pozitif ol", "mutsuzluğa yer verme", "hayat
gülümsediğinde güzel" gibi yapay mesajlar taşıyan cümlelerle karşılaştım.
Açıkçası insanın bundan ibaret olmadığını, dünyaya geliş gayemizin sadece mutlu
olmak ve gülümsemekten geçmediğini düşünmeye başladım. Bu tarz içi boşaltılmış
sloganlar bana hep yarım hissettirmiştir. İnsanın hikayesi, zıtlıklarıyla var
olduğunda daha anlamlı ve güzeldir. Şükrü Erbaş, Ömür Hanımla Güz
Konuşmaları şiirinde bu durumu ne güzel vurgular:
"Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize?
Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip
yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar?"
Aslında dikkatli bakılırsa, insanın yaratılışı da bu zıtlıklar
üzerine inşa edilmiştir. İyilik kötülükle var olmuş, yaşamak ölümle anlam
kazanmış, siyah beyazla dengelenmiştir. Yani her varlık, ancak zıddı ile kemale
erer. Günümüz modern tüketim toplumunda ise artık üzüntüye ve acıya yer
bırakılmamıştır. Sistem, insanın gölge yanını yani "ötekini" tasfiye
etmeye çalışarak, bireyi kendi hakikatinden bihaber hale getirmekte ve insan
olmanın manasını elinden almaktadır. Halbuki acının yaralamadığı insan
mutluluğun sırrına vakıf olamaz; hüznün kendisine yoldaşlık etmediği insan
sevinci idrak edemez. İnsanın kendi gizemini çözebilmesi için, ruhunun bu öteki
yüzüyle barışması zorunludur.
Byung-Chul Han, Ötekini Kovmak kitabında şöyle der: "Aynının
aşırı çoğalması, içinde artık yalnızca boşluğun belirdiği bir doluluktur."
Yani aynılaşmak insanı çürütür ve ruhunda ciddi bir hiçlik yaratır; bu boşluk
ise insanı her daim boğar. İnsan var olabilmek için bir "diğerine",
kendisinden farklı olana ihtiyaç duyar. Zira insanlığın hikayeleri, hep
ötekinin hayata kabul edilmesiyle başlamıştır.
Bugünün endüstriyel düzeni, kitleleri tek tipleştirerek
insanı çürütmeye ve kendisinden kopararak sisteme mahkum etmeye çalışmaktadır.
Farklılıkların yaşama fırsatını elinden alarak, insanın anlam dünyasını
katletmektedir. Oysa bir insanın anlamını elinden almak, onu "nefes alan
bir ölüye" dönüştürmektir. Eğer köklerimize dikkatle eğilir ve varlığın
gayesini iyi idrak edebilirsek, kendi hakikatimize daha kolay ulaşabiliriz.
Ancak o zaman başkasıyla ve zıtlıklarımızla var olmanın ne büyük bir hazine
olduğunu yeniden keşfedebiliriz.